Etiyopya’da yolculuk

 

Otobüsüm dağlık bölgede kumtaşı yamaçlardan Mavi Nil’e varan derin vadide yılan gibi kıvrılırken böyle bir coğrafyanın bu çorak kıtada bulunmasını hayranlıkla izliyordum. Şaşkınlıklarım bu ülkedeki bir aylık yolculuğumda hep devam etti diyebilirim.

Etiyopya sınırını doğudaki Matema sınırından geçebilirsiniz. Ardından coğrafya kısa sürede değişiyor. Ağaçlıklı tepeler hatta yeşil yüksek dağlar sizi şaşırtacak. Ilk varacağınız şehir Gondar. Eski krallığın başkenti tarihi eserleri ile zengin. Fasil Ghebbi, Debre Selassie kilisesi ve diğerleri... Timkat festivali de burada olmak için iyi bir zaman.

Buradan kuzeye Simien Dağlarına ve güneye Tana gölüne gidilebilir. Simien dağları birkaç günlük, muhtemelen katılınacak tur ile zaman gerektiriyor. Bağımsız da gidebilirsiniz. Dağların coğrafyası, vahşi hayatı çekici. Tana gölü Nil’in önemli kaynaklarından ve kuş cenneti. Ben, “Kim’s Place” de Afrika’daki ilk çadırımı kurdum. Bu güzel tesiste ilk geceki misafirim bir “Minsk Kedisi” oldu ve beni epey eğlendirdi.

Etyopya’nın kuzeyi tarihsel ve dinsel rota olarak biliniyor. Aksum 17.yyılın “Aksumite” medeniyetinin başkenti. Şehrin kendisi sevimli olmasa da birçok kralın çeşitli zamanlarda ve sebeplerle diktikleri taş “Stelae” lar, museviliği seçerek kendi toplumuna zulmeden kraliçe Sheba’nın sarayı, Kaleb’in mezarı ve buradan Pantalewon Manastırı’na yapacağınız yürüyüş bu kadar kuzeye yolculuk etmenizin karşılığını verecektir. Tigrai bölgesinde Hawzen’e doğru yapacağınız kara yolculuğu ise sizi başka sürprizlere götürecek. Arizona ‘ya benzer kumtaşı renginde sarp kayalıklar, çöl benzeri bitki örtüsü ve kıvrak bir yol. Güneye Mekele’ye giden bölgede onlarca kaya kilisesi var. Erişilmesi zorlu yerlerdeki muhtemelen mağaraları içerden oyarak genişletmişler ve birkaç bölümlü ufak manastır haline getirmişler. Değişik şahsiyetler tarafından hristiyanlığın çeşitli zamanlarında inşa edilmiş ve çoğu hala aktif. Kendileri 4-5 yy, bilim insanları 11-13 yy’dan olduğunu söylüyor. Kararı kendiniz verirsiniz! Debre Damo manastırı hakim manzarası, tırmanma zorluğu dolayısıyla yapım süreci ve iyi korunmuş kaya resimleriyle iyi bir seçim. Tabii yükseklikle ilgili problemi olmayanlara ! Tarih boyunca etrafta krallar, prensler din adamları gömülmüş. Yaşlı zeytin ağacı istenirse hizmet verebileceğini açıkça anlatıyor.

Adigrat’ın batısına uzanan Agame dağları, özellikle Gheralta bölgesi trekking ve kamp yapmak için olağanüstü. Vakti olan bu bölgede rahatlıkla bir hafta geçirebilir.  Maryam Kiat manastırı da yorulmaya değer.

Doğuya doğru Afar bölgesine gidecek vaktiniz varsa sizi farklı kültür ve ortamlar bekliyor. Afar üçgeni olarak bilinen tektonik bölge 600×300 km genişliğinde dünyanın en sıcak, kuru ve deniz seviyesi altındaki bölge olarak biliniyor. Semera ulaşımın bulunduğu en yakın yerleşim. Ancak Danakil ( -110mt) denilen bölgeyi gezmek için bir tura kaydolmanız gerekiyor. Hiç de ucuz olmayan tura Addis’de veya Semera’da katılabilirsiniz.

Daha güneydeki Awash Doğal Parkı ve Alledeghi Yaban Rezervi arasında seçim yapacaksanız “Grevy Zebra” yı sadece Alledeghi’de görebilirsiniz. Harar büyük bir müslüman nüfus barındıran bir zamanların en renkli şehri. Anıtsal duvarların içindeki eski şehirde 83 cami, 102 mozele ve birçok anıt yapı var. Unesco dünya mirasındaki şehir, müslümanlar tarafından dünyada dördüncü kutsal yer olarak biliniyor. Meydanlara açılan dar sokaklarında dolaşırken dinginlik, konukseverlik hissedeceksiniz. Addis’e varmadan Lalibela’ya gitmeye karar veriyorum. Buraya Addis’ten uçakla da gelebilirsiniz. Ertesi gün varabildiğim şehir 2300 mt’de kurulu eski bir yerleşim. Herkesin buraya gelme sebebi Kayaya Oyulmuş kiliseler. Ancak bunlar öncekiler gibi ufak değil onlarca insanın ibadet edebileceği büyüklükte ve yükseklikte. Gerçekten olağandışı yapılar. Lalibela bu yapılardan bazılarını tamamladıktan sonra kral olabiliyor!

Neredeyse bütün bir tepenin kayalık zemin olduğunu düşünün. Önce yerde etrafı kazılarak bir kilise büyüklüğünde yekpare kaya ortaya çıkarılıyor. Sonra önüne kapı açılıp içine giriliyor ve kayanın içine kilise oyuluyor. Yanıbaşına gelene kadar kiliseyi göremiyorsunuz.  Bunlardan ondan fazla var. Bazılarının yapıları pagan döneminden geldiğini gösteriyor. Gezmek için ise 50 $ ödemeniz gerekiyor. Birkaç gün geçerli biletle tekrar gelebilirsiniz. Ben 5.30 am civarında ayine gidenlerlerin peşine takıldım. O saatte bile çok etkileyici bir ortam.

Addis Ababa birkaç tepeye kurulmuş, Çinli yatırımcılarla inşaat sektörü hareketlenmiş, kaotik, tezat dolu, yankesicilerinin çokça olduğu alışılagelmiş bir şehir. Vakit geçirmenin yolları Etyopya mutfağının iyi örneklerini tatmak, bir kata sıkışmış olsa da Ulusal müzede insanlığın geçmişini, Arat Kilo’da canlı sokak hayatını izlemek.

Kızıl Denizden başlayan, Etyopya’nın ortabatısından, Kenya’nın kuzeybatısına varan, “Rift Vadisi” denilen bölgede nemli iklim verimli sulak alanlar, göller ile zengin. Iki taraftaki sıradağlar yağmuru alıyor ve vadiye aktarıyor. Ziway ve Hawassa göl kenarında iki güzel şehir. Hawassa’da kalıp diğer gölleri gezmeye gidiyoruz. Hawassa gölü balık, hippo, pelikan, balıkçı kartalın görüldüğü bir su alanı. Hiç nehir akmamasına rağmen suyunu koruyor. Shalla ve Abijatta tuzlu ve balık barındırmıyor. Ancak flamingo, yağmur kuşları, hornbill ve diğerleri her mevsim oradalar. Shashemene’de yerleşik geniş Rasta Topluluğu Jamaika’dan buraya göç etmiş ve mutfakları, müzikleri ve kültürleriyle varlıklarını sürdürüyorlar. Etiyopya’nın Jamaika ve Israil ile tarihten gelen iyi ilişkileri var. Bu bölgede hava iyice ısınıyor, ağaçlar ululaşıyor, insanlar daha sıcak kanlı davranıyorlar.

Güneye Omo vadisi ve Mago ulusal parkına doğru yolculuğumuz sürüyor. Omo ülkeye gelen turistlerin hemen hepsinin gelmeyi planladığı, ülkenin her tanıtım filminde poz veren bir bölge. Ama bundan ötesi de kesinlikle mevcut. Tabir uygun mu bilmiyorum ama burası bir “ Yaşayan Müze”. Sadece 2.dünya savaşından sonra farkına varılan bu kabileler hiç değiştirmedikleri lisanları, kültürleri, gelenekleri ile 21.yy Afrika’sında başka yerde göremeyeceğiniz yaşam sürüyorlar. Etiyopya yazımda değineceğim bazı ucuz yolları olsa da bu bölgeyi dolaşmanın en etkili yolu, iyi bir rehber. Rehberiniz iyiyse diğer tüm detayları ona bırakabilirsiniz. Tabii bu işin hiç ucuz olmayan bedeli var.

Konso’lar tepelerde, yüksek taş duvarların arkasındaki köylerinden yaşayan çiftçi kabileler. Hamer’ler kadınlarının deri, takılarla çok alımlı kıyafet ve boyalı, tereyağlı saçlarının yanında erkekleri Mısır’da da görülen ahşap baş destekleri yontup kullanıyorlar. Yaşı gelmiş delikanlılar da dizilen boğaların üzerinden atlayarak kendilerini ispat ediyorlar. Arbore’ler de yükselerde yaşamış, kadınlarının güzelliklerini yaşam boyu boyunlarından çıkarmadıkları renkli boncuklarıyla sergiledikleri hayvancılıkla uğraşan bir kabile. En kalabalık kabile olup, Mago parkının içinde ve etrafında yaşayan Mursiler turistleri en sık gören topluluk. Doğal olarak bahşişe ve neyiniz varsa istemeye alışmışlar. Ancak rehberiniz sizi uzak mesafedeki köylerden birine götürürse işler değişiyor. Kadınlar evlilik anlaşması yapıldıktan sonra kulak ve dudaklarını delip genişletiyorlar. Ardından kilden yapılmış tekerlekleri içine yerleştirip yaşamlarını böyle sürdürüyorlar. Bence dekorasyon konusunda oldukça iyiler. Bunu kıyafet ve vücut boyalarından anlayabiliyorsunuz. Haklarında yapılmış epeyce belgesel, foto albümü var.

Konuştukları birbirinden farklı, yazılı olmayan diller, modern hayata bu kadar yakın olup hiç değiştirmedikleri günlük yaşam biçimleri, neredeyse tüm ihtiyaçlarını karşılıyor olmaları kendinize başka bir zaman diliminde  olup olmadığınızı sorduruyor. Muhakkak ki gösterişe dayalı işler dönüyor. Ama biraz gözlem ve bilgiyle öyle olmayanları ayırd edip izleyebilirsiniz.

Jinka’nın ufak havaalanında bir kez daha arkadaşımla vedalaşıp Uganda’ya doğru yoluma devam ediyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

TOP